Pazartesi, 27 Şubat 2017

Maalesef ülkemiz de öğretmenliğin can çekiştiği, ruhunu ücretmenliğe (ücretli öğretmenlik) devrettiği çok acı bir şekil de gözler önündedir.

Peki, ücretmen kimdir kime denir?

Ücretmen; yıllarca üniversite sıralarında gecesini gündüzüne katmış, türlü türlü bazen de arızalı hocaların kölesi gibi çalışmış, okumuş, didinmiş, birçoğu Anadolu’nun fakir veya en fazla orta halli ailelerinin göz nuru evlatlarının mezun olduktan sonra yıllarca atama bekleyip ama atanamayan, en sonunda mecbur kalıp asgari ücret karşılığında ücra kasaba, köy veya kısmeti -torpili- varsa şehir okullarında harçlık niyetine kadrosuz olarak belli bir dönem çalışan, öğretmenliğin yeni versiyonu, garip ve bu aralar çok popüler olan yeni bir öğretmenlik yaklaşımı, ameleliğidir.

Eğitim sisteminin çökmesinin yanı sıra okumuş, kendini yetiştirmiş Anadolu çocuklarının bu şekilde sürünmesi de içler acısıdır. Atatürk’ün kendisine: "Paşam milletvekili maaşları ne kadar olsun?" sorusuna: "Öğretmen maaşını geçmesin" dediği günlerden; kadrosuz, vasıfsız adeta cep harçlığına çalışan; ücretmenlere, öğretmenlere. Ne kadar da acı.

Yine çok acıdır ki artık ücretmen olmak dahi çok zor, belli torpiller gerektiren bir iş olmuştur. Ülkenin eğitim politikası raydan çıkmış adeta intihar ediyordur. Üstelik eğitim sisteminin intihar etmesi ülkenin intihar etmesi demektir.

Bir kişinin aylık harcaması göz önüne alındığında ücretmenlerin karın tokluğuna çalıştığı bariz bir şekilde ortadadır. Ve bu yaşlar da birinin evli olduğu kaçınılmaz bir gerçektir ki bu da ücretmenin sefalet içinde yaşadığını gösterir.

Peki, ilkokul mezununun Millet Vekili bile olabildiği bir ülkede üniversite tahsili almış birinin böylesi içler acısı bir hayat sürmesi doğru mudur?

"Bu şartlar altında çalışan birinin işini severek yapacağına inanır mısınız?"

Belki yol parası, yeme, içme, giyme gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacağı bir ücrete çalışan bir bireyin akli dengesi veya işine motivasyonu ne derece iyidir? Kemal Sunal filmlerindeki gibi belki de kâğıttan uçaklar yapıp hayallerini içine koyup derste uçuruyordur.

Yine ücretmen; öğretmenler odasında boynu bükük adeta oraya yabancı, sığınmacı, yama gibi hisseder kendini. Ancak işin garibi yalnız ücretmen de böyle değildir. Durum öyle bir hal almıştır ki öğretmenler odası artık:

-Ücretli öğretmen (ücretmen)

-Aday öğretmen

-Kadrolu öğretmen

-Stajyer öğretmen gibi birçok gruba kategoriye ayrılmış, odalarda tıpkı askerde ki gibi; alt devre-üst devre, rütbecilik işleri ve dalaşmaları olmaya başlamıştır.

Bu sorunun önüne geçebilmek aslın da basit olup şu şekilde yapılırsa:

-Üniversitelere her yıl bir yığın öğrenci alınıp bunları Sosyal Bilimlere, Edebiyat ve fen Fakültelerine yığılmamalı,

-Herkese formasyon verilmemeli, bu işe bir standart getirilmeli,

-İnsanlara iş garantisi sunulmadığı halde sürekli alım yapılmamalı,

-Doksan altı bin öğretmen açığı olan ülkemizde öğretmen alımı yapmalı ve onlara kadro verilmeli

-Mühendislik, iktisat, işletme vb. öğretmenlikle alakası olamayan bölümlerden insanları bir formasyonla öğretmenliğe göndermemeli,

-Öğretmen alımı yaparken sırasıyla; Eğitim Fakülteleri, Fen ve Edebiyat Fakülteleri şeklinde alım yapılmalıdır, bu ve benzeri önlemler ücretmenlik, atama ve kadro işlerinde çıkan problemlerin önüne geçilebilir.

Ve unutulmamalıdır ki artık bu ülkenin her türlü kalkışmalara, oyunlara rağmen sarsılmayan bir ekonomi politikası olduğu gibi "güçlü ve sağlam bir eğitim politikasının" olmasına da ihtiyacı vardır. İnanıyorum ki biz ekonomiyi sağlam ve yılmayan yıkılmayan bir temele oturtmayı başardıysak bunu da başaracağızdır. Yeter ki, artık bu kör gidişata yukarıdan birileri dur desin, çözüm üretsin.

Yorumlar   

0 #1 İsmail 22-12-2016 07:40
Muhteşem!!! Duygularımıza tercüman oldun helal olsun
Alıntı

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?

Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya