Cuma, 20 Ocak 2017

Oturuyor evlerinin önünde çocuklar.
Sekiz on çocuk…
Beş dakika önce ‘ona dokuz’ biten maçın yorgunluğu ile biri ayakta, diğerleri onun karşısına dizilmiş oturuyorlar sıra sıra.
Maçtan sonra kimi evinden suyunu içip gelmiş, kimi şu karşıki caminin tuvaletlerinden…
Kimi saçlarını ıslatmış, kimi kollarını…
Ortaya bir kulaktan kulağa oynama fikri atılıyor; fakat içlerinde en baskın olanının karşı çıkmasıyla, hiç dememiş gibi susup konuşulanları dinlemeye devam ediyor o fikri sunan.
O fikri sunan, tutulduktan sonra akarsuyuna geri gönderilen bir balığın kendini o suyun akışına bıraktığı gibi…
O çocuk, o gün bir daha ses çıkarmayacaktır; bu çok iyi biliniyor.
...
Biri yarın en sıkıntılı dersinden yazılı olacağından bahsediyor, biri kendisinin de öbür gün yazılı olacağından…
Biri kalkıp hemen şuracıktaki evine doğru yol alıyor, büyümüş de küçülmüş bir adam edasıyla “Hadi bana eyvallah!” diyerek; biri ailesi evde olmadığı için mahallede sağa gidiyor, sola gidiyor, nerede yaşıtını görüyorsa oralarda oyalanıyor, akşamı bekliyor...
...
“İiiieeeeesskiiii...” diye bağırarak köşede beliriveren eskici, tüm sokağın dikkatini üzerine çekiyor ilerleyen vakitlerde.
Mutfaktakiler balkona çıkıyor, balkondakiler aşağıya iniyor ve soruyor “Şunu kaça alıyorsun?” ya da “Eski somya alıyor musun?” gibisinden.
Bir anda kalabalıklaşıyor o son derece gösterişsiz adamın ve tablasının etrafı.
Hoş satacak bir şeyleri de yok çocukların; fakat en azından biri kömürlükte sakladığı çivilerini, biri yarım kilo kadar geleceğini tahmin ettiği tel bakırını aklına getirmeden edemiyor.
Üç beş dakikalık duraksamadan sonra devam ediyor eskici, aynı makamda: “İiiiieeeeessskiiii...”
...
İkinci bir oyun faslı başlayacak ama bir önceki kadar çokluk sağlanmış değil...
Biri “Kayış kızdı oynayalım mı?” diyor, biri Kuka...
Biri “Dokuz aylık!..” diye tutturuyor, biri tek kale maç için…
Öğlenin rövanşı alınacak ya; çoğunluk tek kale maç diyor ama kimse kaleye geçmiyor.
Velhasıl biri oynanıyor oyunların ve o oyun ekseriyetle yarı istekli bir tek kale maç oluyor.
Oyunun en heyecanlı anlarından birinde, biri diğerine sesleniyor çocukların: “Hey, baban geliyor! Bak elinde de poşetler var!”
Gölgeleri çocukların iki katından da uzun olduğu vakitler işte...
Koşuyor çocuk babasına ve kapıyor en hafif poşeti.
Poşeti aldığı elinin tersi tarafına doğru ağırlığını vererek ve diğer kolunu da bir sopa gibi dümdüz gererek yürüyor eve doğru babasının hemen önünde.
Yürüyor arkadaşlarına gülümseyerek ve “Şunu koyup geleceğim.” işaretleri yaparak.
Babasının da hoşuna gidiyor elbette ve oracıkta karşılaştığı bir komşuyla selamlaşıyor, iki üç cümlelik sohbet ediyor ayaküstü.
Bu arada diğer çocuklar da birer melek kesilip izliyorlar olayı parıl parıl gözlerle.
İçlerinden en yürekli olanı “Nasılsın Amca?” diye soruyor arkadaşlarının babasına o sohbetin hemen ardından.
Soruyor sormasına ama utandığından olsa gerek, hızlı bir bilek hareketiyle anında arkasına dönüveriyor o çocuk.
Nasıllığı sorulan amca gülümsüyor, teşekkür ediyor, iyi akşamlar diliyor yoluna devam ederek.
Ve ardından, aralarından biri az gülünecek bir espriyi patlatıyor kısık bir sesle.
İşte ‘insanoğlu insanın’ en çok hoşuna giden seslerden biri: Çocuk gülüşmeleri, toplu halde...
...........

* * *

Ben, abiler...
O gülüşen çocukları arıyorum ben.
Gören var mı abiler?

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

EYOF 2017 Erzurum


Takip Et