Pazartesi, 27 Şubat 2017

 Bir Klarnet Taksimidir Hayat

Sabâ…
Kapalıyken gözleri insanın, uyurken yahut selam verir gibi dolaşırken uzakları, öbür tarafındaki tüm ışıkların yıldız yıldız göründüğü buğulu camda; ya da açmışsan pencereni ardına kadar, o eşsiz rüzgârın en arkadaki katarının ucundan da olsa tutunabilmeyi başarmışsan, ne mutlu sana!
O rüzgârlar ki, insanın yüzünden teğet geçişi bile bambaşkadır!
O vakitler ki, yanakları ıslak olmayan tek bir yeşil bulamazsın!

Birazdan gün doğacak ve doğar doğmaz kalkıp yürümeye başlayacaktır hayat.
Düşünüyorum da; şöyle düşecek olsam şuracığa, fırlayıp koyun cebimden, savrulacak olsa da ortalığa cüzdanım ve yazdığım şiirlerin kâğıtları, sırtım toz toprak içinde kalacak olsa da vallahi gam değil!
“Başladı, nefesini harcadı ve sona erdi bu taksim.” der geçerim…
O andan sonra diyebilirsem elbet…

Ey sabah!
Tüm yolların sana çıktığı bir güzergâhta, iki eli iki cebinde yürürken, paltosunun uçları ayaz kokan bir rüzgârla sağa sola savrulan, kendisi de savruldukça varacağı yere doğru daha hızlı ve büyük adımlar atan bir adam olmak ne güzel!

* * *

Bir klarnet taksimidir hayat; nefesinin yettiği yere kadardır.
Göreceğin, tadacağın, çilesini çekeceğin her şey işte bu ilk ve son nefes arasındadır.
Bir şeyler öğrenmeye ilk başladığımız günler -ki hayatın başlangıç noktası, doğduğumuz andan ziyade, öğrenmeye başladığımız andır- nasıl da suskun, nasıl da temkinliydik her şeye karşı!
Tıpkı bir klarnet taksiminin ilk nefesleri gibi, ne pes ne tiz…
Öğretmeye çalıştılar ve biz alabildiğimiz kadar aldık.
Bazı şeyleri dimağımızda, bazı şeyleri omuzlarımızda taşıdık…

Deli çağlarıdır ömrün…
Ömrümüzün ses telleri en çok bu yıllarda yıpranır ve çıkabilecek en tiz ses bu yıllarda çıkar.
Bir şarkının meyan kısmı kadar etkili, bir çay tabağında veya bir kavanoz kapağında, ıslatılmış pamuklardan oluşan kundaktan, toprağa taşınacak bir fasulye fidesi gibi tarifsiz bir heyecan içindedir insan.
Halayda, elinde mendil sallayan baş delikanlı olmak, cepte en fazla iki üç sigara parası olsa da tertemiz beyaz bir gömlekle gezmektir bu devrin lâleli kısmı.
Ve ne acıdır ki, yıllar sonra harbi çekilesi bir hâl alacak olan nefes borusunun parlaklığını kaybetmeye başladığı ilk yıllar da bu yıllardır.
Acaba çiçeklerin en solgun yapraklarının, toprağa veya gökyüzüne en yakın olanları olması da bu yüzden midir?

Yapılmış istatistiklerden başka hiçbir dayanağı olmasa da, karların dağlardan bağımsız olarak şakaklara yağmaya başladığı zamanlardır orta yaşlar.
Artık geriye dönüp bakmaya değer bir şeyleri vardır insanın; zaten önüne bakacak olsa göreceği şey nedir ki?
Vardığı şehre başka bir güzergâhtan geri dönmek gibi bir şey bu:
Küçüktü boyun, güçsüzdün, çalışmıyordun; yine küçüleceksin, yine güçsüzleşecek ve çalışmamaya başlayacaksın artık.
Belki istesen de çalışamaz hâle geleceksin…
Nefestir bu, klarneti çalan adam da insandır sonuçta, elbet üç beş saniye ara vermek onun da hakkıdır!
Lâkin o arada bakmasını iyi bilen bir insan için, her geriye dönüp bakışında bir ayna zuhur eder oracıkta.
İşte o an, bahanesi ne olursa olsun “of” çekmemeli ki insan, ayna buğulanmasın…

Yerlere izmarit atmanın değil, yerlere bakıp da altında yatanları düşünmemenin, kabuklu ve kokulu şeyler yemenin değil, haram yemenin, sesli sesli söylemenin değil, yalan söylemenin kabahat olduğu, dünyanın en uzun soluklu tiyatrosunda artık son perdeye girilmek üzeredir.
Çocukken bakıp bakıp güldüğümüz, elindeki sivri uçlu bastonunu yazın sokaklara atılmış kâğıtlara, poşetlere iliştirip bir kenara toplamak, kışın ise alçak çatıların küçük buzlarını kırmak başlıca meşguliyettir.
Gülünmesi gereken şeylere gülmeyen, buna karşın son derece normal olan bir şeye ise ılık ılık tebessüm eden, bazen de aynı ılıklıkta kahkaha atan insanlar işte bu yaşların insanıdır.
İnsan o çağlarda Mevlânâ’yı ne çok anar ister istemez: “Ben ol da bil!..”

Ve dalgaların boyu iyice kısalmıştır artık mâlum taksimde.
Meydana gelen hâleler kartpostallıktır.
Artık ne yağan yağmurun suda kabarcıklar çıkarmaya takati vardır ne de çorba içilen tasın çinkosu kalmıştır…

Bir sabah vakti erkenden annesi telâş ile uyandırır çocuğunu.
Bu ihramlı kadınlar sabah sabah nereye gidip gelmektedir?
Ya şu cami önündeki kalabalık?
Adı bellidir de olanların, ne bahçe önünde duran ve ön camında numara yazmayan otobüsü oyun alanına çeviren çocuklar ne de feryat ederek ağlayan evlatlar, bacılar ve biraderler bilir haber gönderilemeyen o uzak memleketin şemâilini!

Bir fasıl daha biter…
Salondan önce acil işi çıkanlar, sonra aniden rahatsızlananlar çözülerek çıkar yavaş yavaş.
Ve sonra, en sonra herkes teker teker çıkar sırayla.
Artık bomboştur salon.
Birkaç dakika sonra beş altı yaşlarında, dünyalar tatlısı bir çocuk annesinden gizlice yeniden girer içeriye ve göz yaşları içinde hıçkıra hıçkıra bağırır duvarlara, alabildiğine:
-Bir klarnet taksimidir hayat!..

Abdulkadir ÖĞDÜM

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?

Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya