Perşembe, 23 Mart 2017

Lahana Tarlasından Stada, Abdurrahman Gazi’den “Cadde”ye

Nereden aklıma geldiyse şimdi -birazdan hatırlarım belki- Erzurumspor maçlarını sıklıkla olmasa da statta takip ettiğim yıllardan bir anekdot anlatmak istiyorum size öncelikle.
BŞB Erzurumspor değil yalnız, sadece Erzurumspor; on beş yıl kadar önceki bir olay…
Hangi takımla maç yapacaktık, bunu hatırlamıyorum.
Maçtan yaklaşık yarım saat kadar öncesiydi; rakip takımın oyuncuları da bizim takımın oyuncuları da, biri bir yarı sahada diğeri diğer yarı sahada, kendi aralarında paslaşarak ve kaleye şut çekerek ısınıyorlardı.
İlginçti; kalemize çekilen şutların çoğunu iki metrelik dev kaleci Adnan Guşo kaçırıyordu ve bazıları filelerle buluşurken bazıları da yandan veya üstten kaçıyordu.
Bir yandan bu ısınma hareketlerini izliyorken bir yandan da arkamdaki hepsi muhtemelen aynı köyün futbolseveri olan yedi-sekiz kişilik taraftar grubunun gülümseten sohbetini dinliyordum, ara sıra arkama dönüp gülümseyerek bakarak, kendilerini dinlediğimi hissettirerek.
Aralarında bir iddia mı olmuştu yoksa güzel bir olayın kutlaması adına mıydı bilmiyorum veya hatırlamıyorum; içlerinden biri, diğer yaklaşık yedi kişinin de maç biletini almıştı.
Maç biletini almış olanın haricindekilerin kahkahaları ve konuştukları ile maç biletlerini alanın konuştukları ve dikkatini verdiği noktalar çok farklıydı.
Maçı bedavaya getirenlerin ağzında bazen bir fıkra bazen köyde geçen bir olay bazen de içlerinden birinin düğün sürecine dair komik hatıralar varken, kendisinden hariç yaklaşık yedi kişinin maç biletini alıp sahada yapılan maç öncesi antrenmana dikkat kesilen adamın ağzından çıkanlar harfiyen olmasa da yaklaşık olarak şöyleydi: “Vola vola vola oğlum bu naaassi kaleci vıleeeeyooovv geleni gideni yiyir, la kova mısan oğlum, gaç sıfır oldi maç, bu nevolir bele la, avu tabela da heç değişmir!”
Arkamda ağlamaklıya benzer ama oldukça kızgın bir tavırla yükselen bu sesten sonra ilk olarak dönüp ne dediğimi tam olarak hatırlamıyorum; fakat devamında maçın henüz başlamadığını, bunların sadece maç öncesi son çalışmalar olduğunu, maçın başlamasına yarım saat kadar bir vaktin olduğunu söylediğimi; bunları söyledikten sonra da adamın hiç cevap vermeden cebinden çıkardığı Maltepe’sinin stat dumanını, arka arkaya yakmaya çalıştığı birkaç kibritten sonra ancak göğe doğru salıverdiğini iyi-kötü hatırlıyorum.
Şimdi buraya kadar anlattıklarımı düşünün ve cevaplayın: Bu adam dikkatsiz mi, bilgisiz mi?
Her halükarda ikisi de küçümsenecek veya hakaret edilecek bir hâl değil ve dünyanın en gelişmiş şehirlerinde bile yaşanabilecek bir durumdur, düşülebilecek bir hâldir bu; tüm samimiyetimle söylüyorum bunu.
Hatta bana bırakırsanız, bu olaydan müthiş bir şiir bile çıkarabilirim ben, buna benzer sayısız olayı dökmediğim gibi yine metne dökmeyecek olsam da!
Fakat birkaç gün sonra karşılaştığım olayı da anlatırsam, içinizden geçirdiklerinizi en sağdan en sola, en üstten en alta tahmin edebilirim.
Bu maçtan birkaç gün sonra…
Hava oldukça serin, bir at arabası geçiyor kapımızın önünden, arkasında en fazla yirmi tane kadar lahana…
At arabasını süren adamın sesi, birkaç gün önceki maçta, maç öncesi yükselen sesin ta kendisi, tavır aşağı yukarı aynı tonda: Haydieyy lahanaaaaa!
Tanıdığımı, kendisini hatırladığımı hissettirme düşüncesiyle birlikte sordum:
- Ağabey lahana kaç lira?
Rakamı hatırlamıyorum; fakat verilen cevabın, mealen “iki veya üç tanesi, bir maç bileti kadar” olduğunu hatırladığımı söyleyebilirim.
Bir maç biletinin, iyimser düşünerek, iki lahana fiyatı olduğunu varsayarak hesap edelim: Yaklaşık yirmi lahana on maç bileti eder ve hepsi kâr değil, dahası öyle kapış kapış da satılmıyor.
Adam maça gelmiş, kendisiyle birlikte yedi kişinin de biletini almış; arkadaşları kahkahalar eşliğinde günün keyfini çıkarırken, kendisi başlamamış maçın yenilen gollerinin stresini yaşıyor; eğer varsa, evde çocukları, eşi, anası, babası, kardeşleri ne yaşıyor, ne yapıyor?
Asla önemsiz görülmeyecek kadar acı bir tablo bence…
Sizce de öyle değil mi?

* * *

2011 senesini 2012 senesine bağlayan Kış mevsiminde beş-altı günlük bir dönemim düştü şimdi de aklıma.
Babam iki yıl önce felç geçirmiş, iki yıldır evde, matbaamızı dağıtmış, kapatmışız.
Yakın tarihlerde SGK destek pirimi diye bir vergi çıkarılmış emekli olup da dükkân açanlardan alınan; yüklü sayılacak bir miktar ödeyeceğiz veya ödemişiz yetmiyor, bir de maaştan çekiliyor, maaş namına elimize geçen para son derece yetersiz.
Ben iki yıl olacak çalışmıyorum, elimde ne varsa harcamış, bazı değerlilerimi bozdurmuşum ve otuz yaşında adamım, cebimde 1 Türk Lirası dahi yok!
Evet, böyle bir beş-altı günlük dönemim olmuştu 2011-2012 Kış döneminde.
Ve evet, 1 Türk Lirası param olmadığı için o günlerin hiçbirinde evimden bile çıkamamıştım, ailemden hiç kimseye de söylememiştim bu durumu.
1 Türk Lirası kadar param olsaydı, aşağıya yaya inerdim bu soğukta ama yukarıya çıkamam düşüncesiyle gözüm kesmiyordu, inmiyordum mahallemden “cadde”ye…
Şimdi burada anlatmaktan hiç utanç duymuyorum; çünkü parasızlık, şerefsizlik değildi…

* * *

Elinden tuttuğu eski naylon yeşil montlu çocuğunu çekiştire çekiştire, ayakları da düşme tehlikesiyle kaya kaya yürüyen adama eski naylon yeşil montlu çocuğu sordu: Baba, biz ne zaman güleceğiz?
Eski naylon yeşil montlu çocuğunun sorusunu duyan, sırtında kalın ceketiyle ve kafasında renkli bir bere ile, düşme tehlikesiyle ayakları kaya kaya oğlunu çeliştirerek yürüyen baba cevapladı: Oğlum, şehre vardığımız zaman!

* * *

Hikâyeci dede oldum bugün; güya “Winterfest Erzurum 2015” hakkında değersiz görüşlerimi yazacaktım!
Lakin bana ayrılan sürenin sonuna gelmiş bulunuyorum; bulunmasam da bulunuyorum!
Fakat yine de bir çift cümleyle de olsa görüş belirteyim:
Cümle 1: Üç bin küsur kişilik olduğu söylenen “Dünyanın en uzun bar gösterisi” ile birlikte, kağnılar ve develer güzeldi.
Cümle 2: Rica ediyorum; karşısına koyduğunuz değere bir daha bakın ve Guinness’i bu kadar büyütmeyin!

Hû!..

20 Aralık 2015 Pazar, 17:30

Abdulkadir Öğdüm

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Takip Et

evet
evet