Pazar, 26 Şubat 2017

Gündemimde bambaşka konular vardı aslında; fakat ortalama bir Türk vatandaşından belirgin bir farkla daha iyi bilmediğim ve vaktim olmadığından araştırma yapamadığım için bu sayfada paylaşmayı ertelemek düşüncesindeydim.


Bunlardan biri “Asgari ücret 1300 TL olur mu, olmasına fırsat tanırlar mı, olursa işçi ile işveren tarafları ne türde ve ne yönde aksiyon alır?” idi.
Bir diğeri; yine yeteri düzeyde net bilgilerle beslenemediğimiz, partiler ve ülkemiz dışı siyasi ve anti siyasi hareketlilikti…
Ve öne çıkanlardan bir diğeri de en az yirmi beş yıldır, yani ilk hayal ettiğimden buyana hiç dokunamadığım hevesim ve özlemim olan öğretmenlik mesleğine dair birtakım düşünceler…
Düşünürken, bir mesaj geldi sosyal medya üzerinden “Kadircan, sevgili kardeşim, nasılsın?” cümlesiyle başlayan.
Geçtiğimiz Pazar günü kalp krizi geçirdiğini, Çarşamba’ya kadar yoğun bakımda kaldığını ve bugün eve getirildiğini belirten -o gün geçtiğimiz Cuma idi- bir mesajdı bu.
On yıl öncesinden altı yıl öncesine kadar gıyaben tanışıklığımız olan, altı yıldan buyana da fiilen dostluktan başka bir bağ kurmadığımız, bir iki yıllık bir dönemde de neredeyse her gün telefonla veya yüz yüze görüştüğümüz ağabeyim Şahin Torun’du mesajı gönderen…
“Eyvahlar olsun!” dedim arka arkaya bilmiyorum ki kaç kere…
Sesini, telefonda her zamankinden belirgin bir şekilde güçsüz ve zaman zaman derin nefesler sonrası duyduğum o dakikalardaki ve o dakikalarda bulunduğum misafirlik halimde müsait olsaydım; o gece evine gidip halini gözlerimle görürdüm ve o gecem o dakikalardan sonra daha az hüzün ve merak içinde geçerdi.
Öyle ki; ben akrabamdan olmayan birine, doksanlı yıllarda ilginç bir içime doğuş hali sonrası vefat haberini gecenin bir buçuğunda aldığım Çakmakçı Necdet’ten sonra ilk defa böylesine ağladım.
Oysa Şahin Abi çok şükür kendi deyimiyle iyiydi ve giderek iyileşiyordu…

* * *

Ertesi gün, saat yarım gibi…
Kapıyı kendisi açtı her zamanki gibi…
Biz Şahin Abi ile tokalaşmayız, açar kollarımızı sarılırız.
O bana “Reis”tir, ben ise ona “Kadir” veya “Kadircan”ımdır.
Uzatmadan anlatayım; Şahin Abi önceki akşam sesinden yola çıkarak kurduğum hayalden daha iyi görünüyordu ve dönemin ilk derslerinde öğretmenden gözünü ayırmayan bir öğrenci gibi gözlerinin içine bakarak onu dinliyordum.
Son yıllarda nasihat dinlemekten küçümsenmeyecek bir haz alıyorum; Şahin Abi’nin o öğle vakti karşılaması, ikram ettiği çay ve yaklaşık bir saatlik sohbeti ve nasihati, bilmem nerelerde hazırlanmış da nerelerden getirilmiş bilmem ne kahvesi gibi hakikiydi, faydalıydı ve lezizdi.
Güzel insan olmak, güzel insan kalabilmek, nerede bir güzellik varsa onu muhakkak görmek, onun üzerine makul kararda ve kıvamda bir şeyler inşa edip onu geliştirmek, vesaire…
Bunları Şahin Abi her zaman söylerdi; fakat o gün çok daha dinç bir ruh hali ve o dinçlikten destek alan bir kararlılık ve ısrarla, ve evet, mükemmel hazırlanmış bir kahve tadında öğütlüyordu…
Sonra, elim de boş çıkmadım üstelik; dergiler, gazeteler ve bir kitap: Goethe’nin Faust’u, Sadi Irmak çevirisi…
Benim Batı Edebiyatı sevmezliğimin seviyesini bilenler inanamaz şimdi okuyacaklarına: Ben o sohbet sonrası gittiğim yol ile birlikte on iki saat süren mesaimde, en uzunu iki dakikaya çıkan o çalışma aralarında yaklaşık yüz sayfa okudum bu kitabı ve mesaiden yorulmasaydım iki yüz sayfayı kesin geçerdim…
Ve korkuyorum; bu şiirsel tiyatro kitabı, beni on beş yıl süren kavgalı ve kalp kırmalı aradan sonra yeniden roman okumaya da başlatabilir.
Direneceğim… “:)”

* * *

Ablalar, ağabeyler, kardeşler;
Kendisini yazar olarak gören en başarısız kimse bile bir kişi hakkında yazmak için o kişiden izin alır mı bilmem ama ben Şahin Abi’den izin almadım ve belki de bana asla belli etmeyecek olsa da memnun olmayacak kendisinin tabiriyle bu “rüzgâra yazılmış” yazıdan.
Kaldı ki; bu yazı ile Şahin Torun yazılmış olmuyor, sadece toplamda birkaç saatlik bir zaman diliminin özeti metnedilmiş oluyor ve ayrıca -açıklaması uzun sürer- Şahin Torun böyle yazılmaz.
Yalnız, mesaimim yoğunluğundan ve ailevi yoğunluğumdan dolayı hiç bu kadar -aralardaki bir iki dakikalık bir iki görüşmeyi saymazsak, yaklaşık beş ay kadar bir süre kadar- arayı açmamış olsak da ve her iki insan gibi bizim de anlaşamadığımız noktalar -zaman zaman da diyebiliriz, nadiren de diyebiliriz- olsa da biz yine “Reis” ve “Kadircan”ız birbirimize; Allah hayırlısı böyleyse bozmasın.

* * *

Ablalar, ağabeyler, kardeşler;
İçini gönlünüze göre hangi isimlerle doldurursanız doldurun, o dua cümlesini kurun ve en gönülden “Amin!”inizi de sonuna nakşederek hep söylenin içinizden ve dışınızdan: Allah şehrimizi “aydınlıktan” ve “rüzgârdan” mahrum bırakmasın!
Bakınız, bir yılı dolmadı ve dolmadı hâlâ yeri Vedat Aydın’ın…
Hû!..

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

ANKET

BAŞKANLIK REFERANDUMUNDA KARARINIZ NE OLACAK?



Takip Et

Reife Frau Porno porno porno escort eskişehir malatya escort şişli masaj salonu rokettube porno escort malatya